“Bir Cumhuriyet Şarkısı” Filmi:
Devrimci Kimliği ile Atatürk’ün Vizyoner Liderliği
Cumhuriyet Bayramı ile vizyona giren “Bir Cumhuriyet Şarkısı” filmi, gelmiş geçmiş “Cumhuriyet” filmleri arasında gelecek nesillere miras kalacak “özel filmler arşivi” arasına girmeyi başardı.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk’ün öncülüğünde gerçekleştirilen sanatsal ve kültürel dönüşümleri ele alan “Bir Cumhuriyet Şarkısı” filmi, bir ülke kurulurken, harcında kültür, temelinde sanat olması gerektiği o kadar güçlü bir şekilde anlatmış ki… Senaryosuyla, oyuncularıyla, kostümleri, mizansenleri ile gerçekten de o yılları yaşatıyor. Yaşatmakla kalmıyor, o Cumhuriyet insanlarını minnet ve şükranla, göz yaşları ile anlamamızı sağlıyor.
Film, Cumhuriyet’in modernleşme hedefleri doğrultusunda müzik ve sanatın topluma yayılması sürecini ve bu bağlamda yapılan yenilikleri işlerken, Atatürk ve dönemin öncü bestecilerinden Adnan Saygun gibi karakterleri merkeze alarak, Türkiye’nin kültürel kalkınma sürecine odaklanıyor.

Cumhuriyetin ilk yılları dekorunda, Atatürk, Türkiye’nin yalnızca siyasi ve ekonomik bir bağımsızlık değil, kültürel bağımsızlık da kazanması gerektiğine inanarak, sanatın toplum içinde yaygınlaşmasını teşvik ederek, her alanda olduğu gibi kültür devrimi için de kolları sıvıyor.
Atatürk’ün bu vizyonunu gerçekleştirmek için, sadece “müzik yapılsın” talimatını vermiyor. Özgün bir Opera eseri ortaya konsun diyor. Böylece Türkiye’nin ilk operası “Özsoy Operası” doğuyor.
Atatürk, o yıllarda, yurt dışında opera tahsili görmüş sayısı bir elin parmağını geçmeyen sanatçının varlığını (yokluğunu değil) bile bile istiyor. Orkestra denecek bir oluşum henüz ortada yokken hayal kuruyor. Opera bestecisi olmayan bir ülkede özgün bir sanat eserinin vizyonunu ortaya koyuyor. Ve “Ama paşam…” dediklerinde, “Ama…”, “Fakat”, “Lakin…” ifadelerini duymuyor bile. Çevresindeki insanlar, şu sözünü şiar ediniyor: “Yokları sayarak yol yürünmez çocuk.” İşte bu söz, Cumhuriyet devrimlerinin mottosunu oluşturuyor: “Yokları sayarak yol yürünmez!”
Muhteşem Cumhuriyet eserinin üstünde emek veren, Alın teri ile, dayanışma ruhu ile taş üstüne taş koyan aydınlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız, her alanda öncü devlet insanlarımız, “Yokları saymak” yerine, yaşamın her aşamasında, “Varları görerek var etmeye” odaklanıyorlar. Yokluk içinde olmazı oldurarak, varolmayı başaran bir ulus yaratıyorlar.
“Bir Cumhuriyet Şarkısı” filminde, Atatürk’ün desteğiyle bestelenen “Özsoy Operası” 26 gün (Yirmi-altı-gün!) gibi kısa bir sürede hayata geçerek bir rekora imza atıyor. Bu süre önemli, çünkü film boyunca, duvara yazılı günler, zaman baskısı olarak başta Adnan Saygun olmak üzere, tüm sanatçılar için kamçı rolü oynuyor. Çünkü, İran Şahı’nın Türkiye ziyareti için 26 gün kalmıştır. Ve Atatürk, bu Operanın bestecisi bile ortada yokken, bir opera eserinin var edilmesini düşlemiş, bu vizyonla talimatını vermiştir.
Atatürk’ün talebi üzerine hazırlanan “Özsoy Operası” isimli eser, Türk müziğinin ve batı klasik müziğinin kaynaştırıldığı bir yapıt olarak, Cumhuriyet’in sanata ve kültüre verdiği önemin bir göstergesidir. Özsoy Operası, dönemin koşulları düşünüldüğünde büyük bir başarı ve sanatsal özveri örneğidir. Dönemin en önemli müzisyenlerinden Adnan Saygun, bu süreçte ön plana çıkarak Türkiye’nin kültürel devriminde önemli bir rol oynamıştır. Ve elbette, bunun göğsümüzü kabartan hikayesini yeni nesil için örnek alınası bir hikayedir.
“Cumhuriyet Şarkısı” filminde gördüğümüz Atatürk, yalnızca bir devlet adamı olarak değil, kültürel ve sanatsal dönüşümün öncüsü olan vizyoner bir lider olarak öne çıkıyor. Savaş zamanı içindeyken bile eserlerini yazmayı, yüzlerce kitabı okumayı, düşünmeyi bırakmamış büyük devrimciyi izlemek gerçekten de heyecan verici.
Atatürk’ü “asker kimliğiyle, devlet adamı kimliği ile” tanırız. Fakat Atatürk’ün “devrimci kimliği” herşeyin önündedir. Devrimci kimliği ile yapmıştır kültür devrimini, sanat devrimini, bilim devrimini.
Bu adımları, “Kültür”ün temel bir taş olduğunu bilerek atmıştır. “Hayatta en hakliki mürşit ilimdir” diyen ve kültürü “ilim”in ana ekseni olarak kabul eden Mustafa Kemal Paşa’nın devrimci kimliğini gerçekten anlamak için “Bir Cumhuriyet Şarkısı” gibi filmlerin çok sayıda yapılması bu ülke için elzemdir. Büyük devrimciye ve Cumhuriyet meşalesini taşıyan o güzel insanlara minnet ve teşekkür için gereklidir. Bununla birlikte, yeni neslin, Cumhuriyet çocuklarımızın nasıl bir devrimci ruhtan bayrağı devraldığını anlaması bakımından gereklidir.
Başta yapımcı “Beşiktaş Kültür Merkezi” olmak üzere, Cumhuriyet düşünün hikayesini anlatımında emeği geçen değerli sanat insanlarımızı kutluyoruz. Bu ve buna benzer filmleri özellikle sinemada izlemeli ki, küçük de olsa bir katkı sunarak özel teşekkürlerimizi iletebilelim. Sağolun, varolun arkadaşlar; emeğinize o kadar değmiş ki… Samimiyetiniz o kadar bize geçti ki… Yüreğimiz, Cumhuriyetimizin yüreği kadar geniş, ufku Atamızın ufku kadar açık olsun. Hepinizin emeğine, yüreğine sağlık.





Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!