Yaşam Dersleri Kitabı
Elisabeth Kübler-Ross, David Kessler
Elisabeth Kübler-Ross Hakkında:
Elisabeth Kübler-Ross, ölüm, yas ve insan ruhunun direnci üzerine yaptığı öncü çalışmalarla tanınan, İsviçre doğumlu Amerikalı bir psikiyatrist, yazar ve öğretmendir. Özellikle ölüm döşeğindeki hastalarla çalışarak geliştirdiği “ölümün beş evresi” modeli (İnkar, Öfke, Pazarlık, Depresyon, Kabul) ile tanınır.
“Elisabeth Kübler-Ross’un David Kessler ile yazdığı “Yaşam Dersleri” kitabı bize ölümü değil, yaşamayı öğretir. Bu dersler, hayatın en sade ve en derin öğretmenlerinden gelen bir mirastır. Her biri, kendi içimizdeki bilgeyle buluşmamıza yardım eder.”
“Yaşam Dersleri kitabı, ölüm gerçeğini hayatı anlamlandırmak için kullanan ender çalışmalardan biridir.
Kitaptaki 14 temel yaşam dersini şu şekilde sıralamak mümkün:
Yaşamın iyice öğrenmemizi istediği bu dersler nelerdir?
Ölüm ve yaşam konularında çalışırken, pek çoğumuzu aynı derslerin zorladığı netlik kazanır: korku ile, suçluluk duygusu ile, öfke ile, bağışlama ile, zaman ile, sabır ile, sevgi ile, oyun ile, kaybetme ile, güç ile, otantik ile mutluluk ile ilgili dersler.

“Yaşam Dersleri” Damıtılmış Özet
- Otantiklik – Gerçek Benliğinle Var Olmak
Hayat bir “olma” halidir. Önce olur, sonra yaparsın. Hastalığın, başarının, statünün ötesinde, olduğun kişi değerlidir.
Yaşam özü:
“Olduğun kişi olmak, başardığın şey olmaktan daha büyük bir özgürlüktür.”
- Sevgi – Yaşamın En Derin Gerçeği
Koşulsuz sevgi, kim olduğumuzu hatırlatan, bizi birleştiren ve iyileştiren enerjidir.
Yaşam özü:
“Sevgi, varlığın doğasıdır. Onu koşullandırdığımızda kendimizi ondan ayırırız.”
- İlişkiler – Aynadaki Öğretmenler
Her ilişki, büyümemiz için bir araçtır. İnsanlar hayatımıza bizi cilalamak için gelir.
Yaşam özü:
“Her karşılaşma, sana kendini öğretmek için vardır.”
- Kaybetmek – Bırakmayı Öğrenmek
Kaybın öğretisi, bağlılıklarımızı onurlandırırken içsel gücümüzü bulmayı içerir.
Yaşam özü:
“Kaybettiğimiz her şey, aslında kim olduğumuzu hatırlatan bir kapıdır.”
- Güç – İçsel Kaynaklarımızı Hatırlamak
Gerçek güç, içten gelir. Koşullar ne olursa olsun, kim olduğumuzu unutmamakla ilgilidir.
Yaşam özü:
“Güç, sesini yükseltmek değil, özünü hatırlayarak merkezinde kalmaktır.”
- Suçluluk – Kimliğin Maskesi
Suçluluk, başkalarını memnun etmek için yarattığımız kimliklerin içsel çöküşüdür.
Yaşam özü:
“Başkalarının onayıyla kendini tanımladığında, kendi varlığını yargılarsın.”
- Zaman – Şu Anda Yaşamak
Zaman çizgisel değil; geçmiş, şimdi ve gelecek iç içe geçer. Tek gerçek an “şimdi”dir.
Yaşam özü:
“Geçmişte yas, gelecekte kaygı; şimdi ise yaşam vardır.”
- Korku – Bizi Sınırlayan Zırh
Korkularımızın altında genellikle ölüm korkusu yatar. Onları gördükçe özgürleşiriz.
Yaşam özü:
“Korkuların maskesini düşürdüğünde, ardında yaşamın kendisini bulursun.”
- Öfke – Sınırların Dili
Öfke sağlıklı bir sinyaldir; sınır çizmeyi ve kendini ifade etmeyi öğretir.
Yaşam özü:
“Öfke bastırıldığında acıya, dönüştürüldüğünde içsel güce dönüşür.”
- Oyun – Hayatla Yeniden Bağ Kurmak
Oyun, kalpten gelen yaratıcılığın, neşenin ve iyileşmenin kapısıdır.
Yaşam özü:
“Ciddiyet, ruhu yorar. Oyun, yaşam enerjisini hatırlatır.”
- Sabır – İnancın Sessiz Kuvveti
Sabır, içsel bir kas gibidir; düzenli kullanılmazsa zayıflar. Sabır, iyileşmeye güvenmektir.
Yaşam özü:
“Sabır, henüz görünmeyene duyulan en derin inançtır.”
- Kendini Bırakmak – Akışta Olmak
Yaşam kontrol edilemez, sadece onunla akabiliriz. Direnmek, acıyı derinleştirir.
Yaşam özü:
“Teslimiyet, vazgeçmek değil, hayatla dans etmektir.”
- Bağışlama – Kalbin Hafiflemesi
Affetmek, önce kendini özgür bırakmaktır. Kapanmamış her yara geçmişte hapsolur.
Yaşam özü:
“Bağışlama, geçmişin yükünü bugünden kaldırmaktır.”
- Mutluluk – İçsel Kod
Mutluluk dışarıdan değil, içeriden (iç dünyadan) gelir. Bizde zaten kodlanmış olan potansiyeldir.
Yaşam özü:
“Mutluluk, doğru yerde arandığında daima bulunur: İçeride.”
Kitap Güçlü Soruları Nasıl Cevaplıyor?
Gerçek Güç Nedir?
“Gerçek gücümüz hayattaki konumlarımızdan, yüklü bir banka hesabından ya da etkileyici bir kariyerden kaynaklanmaz. Güç daha ziyade içimizdeki o otantikliğin, kuvvetimizin, doğruluğun ve gözle görülür inayetin bir ifadesidir.”
Güzel İnsanları Olgun ve Güçlü Yapan Nedir?
“Tanıdığım en güzel insanlar yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi, kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş insanlardır. Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar oluşurlar..”
Ölümle Yüzleşenlerin 1 Numaralı Pişmanlığı Nedir?
“İnsanların, hayatlarına geri dönüp baktıklarında gördükleri bir numaralı pişmanlık, “keşke hayatı bu kadar ciddiye almasaydım” pişmanlığıdır.”
Acıdan Çıkışın Yolu Nedir?
“Acıdan çıkışın tek yolunun acının içinden geçmek olduğunu fark edeceksiniz.”
“En derin kayıp duygumuzun içinde bile hayatın devam ettiğini biliriz. Kayıplar ve sonlar ardı arkası kesilmeksizin üstünüze geliyor olabilir, tüm bunlara rağmen yeni başlangıçlar da dört bir yandadır. Acının ortasında, kayıp hiç bitmeyecekmiş gibi görünebilir, yine de hayat döngüsü dört bir yanımızda varlığını sürdürmektedir.”
“Kaybın acısı daima kişiye özeldir. Yaşamaya devam ettiğimiz ve ona saplanıp kalmadığımız sürece iyileşiriz.”
Değişim süreçleri için doğru bakış açısı nedir?
“Tanrım, Bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için huzur, değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret, aralarındaki farkı kavramak için de akıl bahşet.”
Niçin mutsuzluk bu kadar yaygın? Doyumsuzluk, tatminsizlik ve mutsuzluğu biz mi yaratıyoruz?
“Çoğu insan mutlu olması için gereken her şeye sahiptir –ama mutlu değildir. Büyük ya da küçük olsun, başardıklarımızdan mutlu değiliz. Görünüşümüzden hoşnut değiliz. Fakat işin doğrusu asla hissettiğimiz kadar albenisiz değiliz. Eksik olan şey içsel deneyimlerimizdir. Doyurucu, anlamlı ve mutlu bir hayat deneyimimizin olması için gerek duyduğumuz her şey hepimize verilmiş durumda. Bizler sadece armağanlarımızın, bize bağışlananların ya da iyiliğin farkına varmıyoruz.”
“Karşılaştırmalar yapmak muhtemelen mutsuzluğa götüren en kısa yoldur. Kendimizi başkalarıyla karşılaştırarak asla mutlu olamayız. Kim olduğumuz, neye sahip olduğumuz ya da ne yapabildiğimizin hiçbir önemi yok, öyle ya da böyle her zaman bir başkasından daha azızdır. Dünyanın en zengin insanı en yakışıklısı değildir; dünyanın en yakışıklısı en güçlü kaslara sahip değildir; en güçlü kasları olan kişi en iyi eşe sahip değildir; en iyi eşe sahip olan kişi bir Nobel ödülüne sahip değildir; bu örnekler çoğaltılabilir. Küçük bir çabayla kendimizi hemen tam bir sefaletle karşılaştırabiliriz. İnsanın kendine zarar verdiği bu karşılaştırmalar için başka birilerine gerek duymayız bile; kendimizi geçmiş ya da geleceğimizle karşılaştırmak da aynı işi görebilir. Mutluluk kendimizi sadece olduğumuz gibi, bugün, başkalarıyla karşılaştırmaksızın, geçmişte olduğumuz ya da gelecekte olacağımızdan korktuğumuz halimizi hesaba katmaksızın “iyiyim, sorun yok” diye görmekten gelir. Kendimizi koşulların kurbanı olarak görmekten kaynaklanan bu, “Neden ben?” hissi, bize her şeyi kişisel bir hakaret olarak kötü yorumlamamızı söylediği için, bizi mutsuzluğa saplanıp kalmış bir halde tutar. Kurban olma duygusu her şeyin bizim başımıza geldiğini düşünmekten kaynaklanır. Kaybetme de vardır, geri kazanma da, güneş ışığı da vardır, yağmur da –bunlar kişisel olarak bize karşı değildir. Birileri bizi incittiğinde bile, bunun çoğu kez bizimle hiçbir ilgisi yoktur. Bunu anlamak kurban edilmiş olma hissinden uzaklaşmamıza yardımcı olur. Unutmayın, duygularınızı ve gerçekliğinizi düşünceleriniz belirler, tersi değil. Siz dünyanın bir kurbanı değilsiniz.”
Her şeydeki değeri, biricikliği nasıl görebiliriz?
“Bunun gibi başka bir hayatınız daha olmayacak. Bu rolü bir daha asla oynamayacak ve size verilen bu hayatı bir daha asla deneyimlemeyeceksiniz. Bu hayatta, tam da bu koşullar altında, bu biçimde, bu anne babalar, çocuklar ve ailelerle dünyayı bir daha asla tecrübe etmeyeceksiniz. Tam da bu arkadaşlara hiç sahip olmayacaksınız. Bu zamanda, tüm harikalarıyla birlikte yerküreyi bir daha asla yaşamayacaksınız. Okyanusa, gökyüzüne, yıldızlara ya da sevdiğiniz bir kişiye son bir kez bakmak için beklemeyin. Gidip bakın, şimdi.”





Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!