İlham Veren Başarı Hikayesi

Spor, Hedef, Başarı ve Koçluk

ICF Uluslararası Koçluk Haftası kapsamında “Potansiyelini Keşfet” temasının konuğu

Türkiye Paralimpik Milli Sporcu & Antrenör Handan Biroğlu konuk oldu. İlham veren, mücadele dolu başarı öyküsünün üzerine, girişimciliği ekleyen Biroğlu, başarı hikayesini, hedeflerini, bu hedefleri nasıl gerçekleştirdiğini anlattı. Görüşmenin notlarını sizlerle paylaşıyoruz

Oturum moderatörü: Çağrı Bülbül- ACC -ICF Türkiye

ilham veren başarı hikayesi

Moderatör: Sizce hayata tutunmamızı destekleyecek insanın kendisi için yapabileceği neler var, felaket anlarında ya da zor anlarda?

Biroğlu: Ben kaza geçirdiğimde 21 yaşındaydım. Hayatın başlangıç kısmındaydım; iş hayatı, sosyal hayatın daha başındaydım. Birden omurilik felci ile karşılaştım. Şarampole yuvarlanan bir otobüste omurilik felçli kaldım. Hastane süreci, ameliyatlar, fizik tedaviler derken, bunlar ister istemez insanın motivasyonunu düşürebiliyor. Daha sonra kendime geldiğimde, “Ben bu acıyla nasıl baş edebilirim, buradan nasıl yeniden doğabilirim?” diye sordum. Yeni bir bebek gibi olmuştum. Yürümeyi, oturmayı, yemek yemeği, her şeyi yeniden öğrendim. Ne yaptım; yeniden nasıl başlayabilirim? dediğimde; ben kaybederek kazanmayı öğrendim aslında. İçimdeki o güce inandım. Ben yapabilirim. Zihnimi yokladım, neler yapabilirim, yeniden neler olur diye. Kazadan sonra, bana gelen en güzel hediye, bir kız çocuğu annesi oldum. Ki, doktorların hepsi çocuğu alalım dediği halde; engelli bir çocuğun olacak dediler. Çünkü kullandığım ilaçlar, fizik tedavi süreçleri çok zordu. Ben iki buçuk hamileymişim. Hamileliği sonlandırmak istediler; doğumun son gününe kadar kendini hazırla, engelli bir çocuğun olacak demişlerdi. Kızıma rol model olabilmek için, kızımla yeniden hayata başladım. Onla birlikte renkleri öğrendim, sormayı öğrendim; hayatı öğrendim aslında. Kızım ve ailem, benim hayata tutunmamı sağladı. Önce içimdeki güç, sonra ailem bir sıralama yapmam gerekirse.. Büyük kayıplar yaşayan insanlar için şunu söyleyebilirim; hayat yeniden başlamak için bize fırsat sunuyor; zaman veriyor, imkan veriyor. Önemli olan, biz bu mücadeleye var mıyız, yok muyuz.

Moderatör: Hayatın sunduğu fırsatları görebiliyor muyuz, doğru yerlere bakarak bunu görebiliyor muyuz. Siz bu farkındalığı yaşamışsınız.

Biroğlu: Ben omurilik felciyle birlikte bacaklarımı kaybettim, yürüyemiyorum. 22 yıldır tekerlekli sandalye kullanıyorum. Sandalye sürmekten kollarım gelişti mesela. Pazı çapım 40 santim. Fetnes çalışan bir insan kadar kas çapım var. Kaslarım güçlendi. Bunun sonucunda okçulukta güçlü kalabildim. Yüksek ibreli yaylar kullanabildim, yüksek ağırlıklarıkaldırabildim.

Moderatör: Hani derler ya; hayat zorluklarla, bazı sınavlarla geriye çekiyorsa, seni daha ileri bir yere fırlatacağı içindir. Aslında şu an uğraştığınız sporla hayat hikayeniz gerçekten ilham verici.

Biroğlu: Aslında içimdeki gücün temsilidir okçuluk. Konfor herkese kolay gelir. Yay, okçuluk özellikle zor bir spordur. Okçuluk hayatımla çok güzel kesişiyor.

Moderatör: Söylediğinizden şunu yakaladım: Konfor alanından çıkmak. Eğer değişimi yakalamak istiyorsan, konfor alanından çıkman gerekiyor derler. Siz bir nevi bunu da başarmışsınız.

Biroğlu: Sandalye üzerinde 15-20 saatimiz geçiyor. Sürekli oturma pozisyonundayız. Hayat engelleyebiliyor bizi. Biz kolaylaştırıyoruz. Biz kolay görmek istediğimiz için aslında kolay. O yüzden konfor alanı rahatlık verici, fakat aslında bizi engelliyor. Mücadele ederken, konfor alanından çıkabilmenin yollarını buluyorum. Zorlukla mücadele etmeyi deneye deneye öğrendim. Hayatımda örnek aldığım bir söz vardır. Şair Nesimi’nin bir sözü var; “Derman ararken derdime, anladım ki derdim bana derman imiş…” Ben böyle bir engelle karşılaşmasaydım, ölümle burun buruna gelmeseydim, hayata bu kadar pozitif bakabilir miydim, bu kadar mücadeleci olabilir miydim, bu kadar hayata bakışımı derinleştirebilir miydim, sanmıyorum… Hayata o kadar derin bakıyorum ki; doğaya, bitkilere, hayvanlara, insanlara… Bu derinliklerini görebilir miydim?.. Acıyı da, sevgiyi de, sevdayı da, sığ değil, derin yaşıyorum.

Moderatör: Bu sözlerden alınacak çok güzel ana fikirler var. Ben kendi payıma aldım, sizi dinleyenler de mutlaka alacaklardır… Handan Hanım, şunu da merak ediyorum; vardığınız noktada durmayıp, onu da ilerlettiniz. Bir de çok kısa bir sürede milli takıma seçildiniz, dünya çapında başarılar elde ettiniz. Bu nasıl oldu? Sizin bu yolculuktaki motivasyonunuz neydi?

Biroğlu: Ben spora başladığımda 33-34 yaşındaydım. Kızım artık büyüdü sekizli yaşlara geldi. Kızıma rol model olmak zorundaydım. Kızım da artık bilinçlenmeye başlamıştı… Onunla birlikte bir şeyler yapmam gerekiyordu. Evde her gün depresyon ilacı içen, ağlayan, yüzü asık bir anne olmaktansa, onu başarıyla temsil eden bir anne olmak istedim. Neler yapabiliriz, kızımla birlikte, hadi sanata başlayalım, spor mu, sanat mı arasında gittik geldik… Okçuluğun engellilere yönelik bir spor olduğunu öğrenmiştim; bu nedenle okçuluğa başladım. Eğitim aldığım antrenörüm beni 2-3 ay antrenörlüğe hazırladı. Antrenörlük kursuna gider misin, bu senin için yeni bir yol olabilir dedi. Yapabilir miyiz, yaparız, hadi Handan dedi. Sonra antrenörlük eğitimi aldım. Makaralı yay sporcusu oldum, ekipmanımı aldım… Hemen bir ay sonra da, Türkiye şampiyonası vardı, oraya katıldım. Orada Türkiye 4.sü oldum. Kamplara girdim… Bunların hepsi bilinçle olmadı sanki. Ben sadece istedim, mücadele ettim. Mesela o gün çok kötü ok attıysam, ertesi gün sahaya ilk giden ve çalışma yapan ben olmalıydım. Hep sahayı izlerdim, hep sahada çok iyi atışlar yapacağımı hayal ederdim. Altı ay çalıştıktan sonra, Avrupa derecesi aldım, 3.oldum. Milli takım, antrenörlük, Avrupa derecesi, sonra mücadele hiç durmadı, hep daha bir üste çıkma hedefiyle devam ettim. 2017’de de lisanslı olduğum kulübü devralarak bu işin ticari kısmına ve antrenörlük kısmına geçtim. Şimdi hem antrenörlük, hem sporculuk, hem ticaret yapıyorum.

Moderatör: Sizin klübünüzün de sloganı, oturumumuzun da başlığı, “Bir hedefin olmalı” Gördüğüm kadarıyla, okçuluk, bir hedefi vurma işidir. Hedefi vurmak netice ama, Handan Biroğlu’nu dinleyince… İstemek, istemenin önemini de duydum sizden. Sonuç mu, yoksa süeç mi, daha cezbediyor?..

Biroğlu: Ben yeteneğim olduğu için okçuluğa başlamadım. Kendimi keşfetmek için başladım. Evet, bu benim için bir yetenek olabilir. Yetenekle bunu sınırlandırmadım. Okçuluk hem fiziksel, hem de zihinsel bir spordur. Hedefe odaklandığım zaman dış dünyayı unutuyorum. Hedefe odaklanırken, hedefim ve ben, araya hiçbir şey sokmak istemiyorum. Dış dünyayı, dış çevreyi, sahanın arka kısmını unutuyorum. Nişana girdiğim zaman, odaklanıp, nefesimi kontrol edip olayı yaşıyorum ben. Olay, çek-at, yayı çekip atmak değil. Olay, nişan alarak oku fırlatmak. Kendime odaklıyım. Sahaya en erken gidip, sahadan en geç ben çıkardım. Hep sahaya bakar, oradaki sarı noktaydı vuracağımız hedef; onun resmini çekip, beynime yüklerdim. Hedefe gidip bakardım, hedef büyük; ancak 50 metreden baktığın zaman küçük bir hedef gibi görünüyor. Hedefim büyük aslında, ben buraya çok rahat nişan alıp atabilirim. Yapamayınca, neden yapamıyorum, sabahlara kadar oturur, bunları düşünürdüm. Öyle öyle, okçuluk kariyerimde ilerlemeler yaşadım. Ve en güzeli de, okçulukta doğru insanlarla çalıştım. Hayatımda hep doğru insanlar oldu, beni doğru yönlendirdiler.

Moderatör: O halde potansiyeli keşfederken doğru insanlar, doğru çevre de çok önemli değil mi? Yanlış insanlar da ne yapmamamız konusunda bir katkısı oluyor… Hem bir girişimcisiniz, hem de antrenörlük yapıyorsunuz. Bir anlam da öğrencilerinize anlatıyor, öğretiyorsunuz… Biz koçluk dünyasında ne yapması gerektiğini söylemek yerine, koçluk araçlarını kullanarak kendisi için doğru olanı bulması için yardımcı oluruz. Bir nevi yol arkadaşlığı yapıyoruz. Gördüğüm kadarıyla antrenörlükte de koçluktan bazı yöntemler var. Doğru mu?

Biroğlu: Var evet, öğretiyoruz, anlatıyoruz kişiye. Ben genelde mantık sunuyorum. Diyorum ki, böyle yaparsak, böyle bir mantığı var. Bunu yapmazsak, bu mantıktan uzaklaşırsın. Bu da bizi zarara sokar diyorum. Böyle mi atmak iyi, yoksa hedefi vurmak mı senin için daha iyi? Tercih sunuyorum. Bakıyorum ki, diğer kişinin de bakış açısı değişiyor. Kendi hayatımdan da örnek veriyorum. Okçuluk dersinden ziyade hayat dersleri de veriyoruz. Hem kendi yaşamımdan, hem kendi tecrübelerimden. İlla ki bir iz bırakıyoruz, diye düşünüyorum. Yendim de, yenildim de… Aslında yenildiklerimiz bizi biz yaptı. Yenilince, neden bunu yapamadım, neden olmadı diye sorgulamak geliştiriyor insanı. Kaybederek kazandım. Hayat kaybederek nasıl kazanabileceğini öğrenme süreci.

Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için ABONE OL