Kitap ile Sohbet

Dijital Minimalizm (Cal Newport) Kitabı  İle Keşif Yolculuğu 

Soru: Elimden bırakamadan bir araştırma kitabı okumanın hafifliği içindeyim. Geç keşfettiğim kitap oldu, ancak kararlı bir şekilde davranabilmek için de, en doğru dönemdeyim. Dijital dünya ile ilişkimi gözden geçirme ve doğru odak geliştirme zamanı geldi :)

Yanıt: Harika, buna sevindim… Beynimiz dünyaya bakış açımızı inşaa ederken neye odaklandığımızdan yola çıkıyor. Bunun için bütün mesele karar vermek. İnsan neyin önemli olduğunu bilince, neyin önemsiz olduğunu da gayet iyi biliyor :)

Soru: Kitabınız tokat gibi bir sözle başlıyor. Ünlü Blogger ve yorumcu Adrew Sullivan’ın “Bir zamanlar ben de insandım… Sonu gelmez haber, dedikodu ve görsel bombardımanı bizi manik bilgi bağımlılarına çevirdi. Ben çöktüm. Sizi de çökertebilir” ifadesi ile başlamışsınız, sanki kitabı bütün bu bakış açısının bir çözümü olarak kurgulamışsınız.

Yanıt: Şu andaki mevcut durumun bir fotoğrafını ortaya koyalım mı:

Modern dijital hayata dair sohbetler esnasında en sık işittiğim kavramlardan biri tükenmişlik…

Durum giderek kontrolden çıkıyor. Bu insanların neredeyse hiçbiri internette bu kadar çok vakit geçirmek istemiyor, fakat söz konusu araçların davranışsal bağımlılıklar yaratma gücünden de kaçamıyorlar. Bir yerlerde yeni bir gelişme var mı diye iki de bir Twitter’a bakma veya Reddit’teki yeni içeriklere göz atma dürtüsü sinirsel bir tike dönüşüyor.

Elbette bu dünyaya adım atarken kimsenin niyeti kontrolü kaybetmek değildi.

Dünyanın öbür ucundaki arkadaşlarla irtibatta kalmak için Facebook’a üye olmuşlardı, fakat nihayetinde masanın öbür ucundaki arkadaşlarıyla bölünmeden, dolu dolu sohbet edemeyecek halde buldular kendilerini.

Konuştuğum pek çok insan, sosyal medyanın ruh hallerini etkileme yetisinin altını çizdi. Arkadaşlarının sosyal medyada kılı kır yararak sergiledikleri hayatlarına sürekli maruz kalmak -hele ki moralsiz bir dönemdelerse—insanların kendilerini yetersiz hissetmelerine yol açıyor. Bu durumun gençler üzerindeki zalimane etkisi ise toplumun dışına itilmek oluyor.

Yeni teknolojileri çok da mühim olmayan gerekçelerle hayatımızın çeperlerine ekledik, fakat bir sabah uyandığımızda bunların gündelik hayatımızın merkezinde kurdukları koloniyle karşılaştık. Başka bir deyişle, bugün içinize gömüldüğümüz dijital dünyayı en başından itibaren kabul etmiş filan değiliz; daha ziyade yuvarlanıp içine düştük.

Şu gerçekle artık yüzleşmemiz gerek: Kaç “beğeni” aldığımıza bakmak, sigara içmenin yerine geçti…. Teknoloji endüstrisi bugün insanın onay arzusunu sömürmekte uzman haline geldi.

dijital minimalizm

Soru: Dijital dünyaya karşı kontrolümüzü mü kaybediyoruz?.. Burada asıl rahatsız olduğumuz şey ne sizce?..

Yanıt: Bu araçlar, davranışlarımızı ve duygularımızı kontrol etme güçlerini giderek arttırırken, bir yandan da bir şekilde onları sağlıksız bulduğumuz seviyelerde kullanmaya zorluyor bizi; üstelik çoğu zaman daha değerli bulduğumuz faaliyetlere ayıracak vakitten çalma pahasına. Başka bir deyişle, bizi esas rahatsız eden şey, kotrolü kaybetme duygusu. Gün içinde onlarca kez, mesela çocuğumuzla ilgilenmemiz gereken bir vakitte kendimizi telefona kaptırmamızda veya sanal bir kitleye ulaşmak gibi garip dürtülere kapılmadan güzel bir anın tadını çıkarma yetimizi kaybettiğimizde, tekrar tekrar yaşadığımız duygu bu… Buradaki asıl mesele bu araçların işe yarayıp yaramaması değil; mesele özerkliğimiz.

Ne var ki yıllar içinde bu araçların etkisine daha çok girdik ve zamanımızı nasıl geçirdiğimizi, nasıl hissedeceğimizi ve nasıl davrandığımızı gitgide daha çok belirlemelerine izin verdik.

Soru: Bu noktaya nasıl geldik?

Yanıt: Bu yeni araçlar, ilk başta göründükleri kadar masum değiller aslında. İnsanlar tembel oldukları için ekranların esiri olmuyorlar; buna sebep olan, tam da bu sonucu kaçınılmaz kılmak için yapılan milyarlarca dolarlık yatırımlar. Getireceği her şeye baştan razı olmadığımız dijital bir hayatın içine yuvarlanıp düştüğümüzü belirttim az önce. Böylesi bir hayata itildiğimizi söylemek daha doğru olur.

Bugün sürdürmekte olduğumuz dijital hayatları kendimiz seçmedik. Daha ziyade, bir avuç teknoloji yatırımcısının çıkarlarına hizmet etmek üzere şirketlerin toplantı odalarında tasarlanmış bir yaşam tarzı bu.

Soru: Yani, özerkliğimizi, bireysel karar verme gücümüzü, özgürlüğümüzü kaybediyoruz öyle mi?… Bir anlamda içsel savaş mı bu?..

Yanıt: Bill Maher, uygulama mağazalarının ruhlarımızın peşinde olduğunu alaycı bir uslupla dile getirirken aslında ciddi bir şeye işaret ediyordu: Platon’un meşhur iki atlı araba metaforunda Sokrates’in Phaesdrus’a açıkladığı gibi, ruhumuzu iki atı birden dizginlemeye çalışan bir sürücü gibi düşünebilirseniz; atlardan biri olumlu kişilik özelliklerimizi temsil etmekte, diğeriyse kötücül dürtülerimizi. Özerkliğimizi dijital alana devrettikçe kötücül dürtüleri temsil eden atı güçlendirip sürücünün işini gitgide zorlaştırıyoruz; ruhumuzun yetkileri zayıflıyor bu şekilde.

Böyle düşününce, bunun vermemiz gereken bir savaş olduğunu açıkça görülüyor ve zaferle çıkabilmek için de ciddi bir stratejiye ihtiyacımız var.

Soru: “Dijital Minimalizm” kitabının yazılma amacınız ne?

Yanıt: Dijital minimalizm için yazılmış bir yol haritası olarak görebiliriz kitabı.

Amacımız şu: Dikkatini har vurup harman savuran değil, bulduğu her süreçten, önüne koyduğu amaçlar doğrultusunda hareket eden bireyler olabilmek.

Soru: Kitabınızda bir alıntı (Marcus Aurelius) ile Dijital Minimalist felsefeye sanki şöyle giriş yapıyorsunuz: “Farkında mısınız, dolu dolu, muteber bir hayat sürmek için ne kadar da az şeye ihtiyacınız var aslında?.” Nedir Dijital Minimalist felsefe?..

Yanıt: Evet dolu dolu bir hayat sürmek için gerçekten de çok az şeye ihtiyacımız var. Teknolojinin modern hayatlarımızda oynadığı rolü sorguluyoruz.

Bu felsefe, dijital araçlarla kurduğumuz ilişkide azın çok olabileceği inancına dayanıyor.

Başkalarına nazaran vakitlerinin çok daha azını internette geçirdiklerinden, dijital minimalistlerin yaşam tarzı size garip gelebilir. Fakat minimalistlere göreyse esas gariplik, gözleri ekranlardan ayırmadan bunca zaman geçirebiliyor olmasında.

Dijital Minimalizm: Çevrimiçi vaktinizi, değer verdiğiniz şeylere faydası dokunan, titizlikle belirleyip optimize ettiğiniz az sayıdaki faaliyetlere odaklı halde geçirmenizi ve geri kalan her şeye gönül rahatlığıyla sırt çevirmenizi öngören bir teknoloji kullanım felsefesi.

Gönülden bağlı oldukları değerleri teknoloji tercihlerinin önüne koyan dijital minimalistler, teknolojik yenilikleri birer dikkat dağıtma kaynağı olmaktan çıkarıp, kaliteli bir hayatı destekleyecek araçlar haline getirirler. Bu sayede pek çok insana ekranların kölesi olduğunu hissettiren o büyüyü bozarlar.

Soru: Dijital minimalistlere göre dijital hayat nasıl düzenlenmeli?..

Yanıt: Dijital minimalistlere göre dijital hayat, büyük ve somut faydalar sağlamak amacıyla kullanılacak araçların titizlikle seçilmesiyle kurulabilir ancak. Vakitlerini ve dikkatlerini çalıp neticede yarardan çok zarar verecek düşük değerli faaliyetlerden büyük bir titizlikle kaçınırlar. Bu tutum şöyle de ifade edilebilir: Minimalistler ufak tefek şeyleri kaçırmayı dert etmezler. Onları asıl kaygılandıran, hayatı güzelleştirdiğinden hazlihazırda emin oldukları büyük şeylere zarar vermektir.

Soru: Hayatı nasıl yaşadıklarına karar verirken referans noktası değerler midir?..

Yanıt: Evet. Hayatınızı nasıl yaşamak istediğinize karar verirken gönülden bağlı olduğumuz değerleri temel alıp diğer her şeyi buna göre belirlemenizi söyleyen bir felsefik yaklaşım.  Gönülden bağlı olduğumuz değerleri baz alan bir teknoloji kullanımı.

Soru: O halde burada ilkeler olsa gerek. Hangi ilkelere dayandırıyorsunuz?

Yanıt: Dijital minimalizmin etkili bir felsefe olduğuna dair iddiamı aşağıdaki üç temel ilkeye dayandırıyorum:

Birinci ilke: Kalabalık pahalıya patlar

İkinci ilke: Optimizasyon önemlidir.

Üçüncü ilke: Amaca yönelik hareket etmek tatmin edicidir.

Thoreau, göl kenarında, ormanda bulunan kulübesinde iki yıl yaşadı. Walden adlı eserinde bu deneyimi anlatan Thoreau, burada yaşama sebeplerini şöyle açıklıyordu: “Amaçlı yaşam sürmek, hayatın yalnızca asli gerekçelerine yönelerek bana sunduklarını öğrenip öğrenmediğimi görmek ve ölüm kapımı çaldığında hayatı kaçırdığıma hayıflanmamak için gittim ormana.”

Gönüllü yalnızlığa adım attığımız anda ıssızlığı geride bırakırız.

Fakat bunun için ille de ormana gitmek şart değildir, insanlarla birlikteyken de bunu yapabiliriz.

Kaynak: Dijital Minimalizm, Cal Newport, Metropolis Yayınları

Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için ABONE OL