“Sizin Sorumluluğunuz Yaşamda Anlam Bulmak, Neşeyi Yaratmaktır”
Milton Erickson

Çocukken hep şunu yaptık: Beynimize bir hedef gösterdik ve o hedefi gerçekleştirdik.
Ayakta durmak bir hedefti ve yaptık. Yemek kaşığını döke saça da olsa ağzımıza götürmek bir hedefti ve yaptık. Yürümek bir hedefti, yaptık. Daima yakın gelecekteki gerçek hedefe baktık. Yaptığımız, fakat sonra unuttuğumuz ne çok hedefi geride bıraktık.
Milton Erickson, bize söyler misiniz, bu daima yakın gelecekteki hedefe bakma ve diğer insanlara da bunu göstermek. Size bunu yaptıran ne?..
Milton Erickson: “-Haziran 1919’da liseyi bitirdim. Ağustos2ta, diğer odada üç doktorun anneme, “Oğlunuz, sabaha çıkmaz dediğini duydum. Normal bir çocuk gibi buna çok üzüldüm.
İlçenin doktoru Chicago’dan danışman olarak iki doktor çağırmıştı. Ve onlar anneme, sabaha çıkmaz demişti.
Çileden çıkmıştım. Bir anneye, oğlunun sabaha çıkmayacağını söylemek! Bu, çok acımasızdı!
Daha sonra, annem, ağırbaşlı bir ifadeyle odama geldi. Delirdiğimi düşünmüştü; çünkü odadaki o koca şifonyerin yatağımın yanında farklı bir açıda durmasını sağlaması için yerini değiştirmesinde ısrar ettim. Onu bir şekilde yatağımın yanına yerleştirmişti ama ben istediğim yere gelinceye kadar onu ileri geri hareket ettirmesini söylemeye devam ettim. Şifonyeri yatağın yanına getirdi ve ben olduğu yerden memnun olana kadar onu ileri geri kaydırıp durdu. Şifonyer yattığım yerden, pencereden dışarıdaki manzarayı görmemi engelliyordu-gün batımını görmeden ölürsem kahrolacaktım. Yalnızca yarısını gördüm. Üç gün boyunca umutsuzca yatmışım.
***********
“Oğlunuz sabaha çıkmaz” ifadesi, doktorun ağzından çıktığı andan itibaren, Erickson için, “gündoğumu” bir hedef olmuştu. Yakın gelecekteki hedefe dikmişti gözlerini.
Hep merak ederim, doktor, bir anneye bu acı haberi vermeseydi, bunu yataktaki çocuğu duymasaydı; o çocuk, göreceksiniz, sabaha çıkacağım, hem de gün doğumunu görmek için gözümü dört açarak diye olanca gücü ile direnebilir miydi?… hem de bu denli müthiş bir yaşam motivasyonu içinde, bunu düşünebilir miydi?…
Daha sonra şunu söyleyecekti: “Hayat size acıyı zaten getirir.
Sizin sorumluluğunuz yaşamda anlamlar bulmak, neşeyi yaratmaktır”
Bazen gün doğumunu görebilmek, hayatta olduğunu bilmek, sabaha uyanmak bir amaçtır.
Bazen, hayatının yatakta geçirilecek bir ömür olduğunu bile bile, onu kucaklayabilecek cesarete, metanete, sağduyuya ve umuda sahip olarak kendine sahip çıkmak.
Yaşam yolunda karşımıza çıkan her durum; yeni bir soru, yeni bir cevap, yeni bir kaynak, yeni bir anlayış, yeni bir kavrayış istemiyor mu bizden?…
Ya yaşam, ömrünün geri kalanını yatakta geçirecek bir senaryo ile çıkarsa karşımıza? Bu durumdaki hastalarla çalıştınız mı? Diye soruyorum.
Milton Erickson, yaşam deneyimlerinden birini anlatmaya başlıyor:
“Bir inşaat işçisi kırkıncı kattan düşmüş ve kolları hariç tüm vücudu felç olmuştu. Kalıcı bir felçti. Ömür boyu sürecekti. Ağrıları hakkında ne yapacağını bilmek istiyordu. Dedim ki, gerçekten yapabileceğim pek fazla şey yok. Ağrıyan sinirlerinde nasır geliştirebilirsin. Böylece ağrıyı çok fazla hissetmezsin.
“Şimdi; yaşam çok sıkıcı olacaktır, bundan dolayı arkadaşlarına söyle, çizgi romanlar, karikatür kitapları getirsinler. Hemşire de makas ve tutkal bulsun. Karikatürlerden, fıkralardan ve komik deyişlerden bir kes-yapıştır kitabı yap. Bu kitapları yaparak kendini tümüyle eğlendirebilirsin. Ne zaman iş arkadaşlarından biri hastaneye gelse, ona bir kes-yapıştır kitabı gönder.
Böylece kaç tane kes -yapıştır kitabı yaptı, üretti bilmiyorum.
Aradan bir süre geçti, hasta dedi ki, diğer insanlarla eğlenecek ve üzerinde konuşacak harika kitaplarım oldu. Bu kes-yapıştır kitaplarını tasarlamaya başladığım günden beri ağrılarım da sanki azaldı ya da ben onları eğlenceli zamanlarla avutuyorum.
“Hayat size acıyı zaten getirir.
Sizin sorumluluğunuz neşeyi yaratmaktır.
Ve tabii ki yapabileceğimiz tek şey, hayatın tadını çıkarmaktır.”





Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!