3 yıl sonra iş dünyasında yapay zekada neredeyiz?
Yapay zeka heyecanı iş dünyasını saralı 3 yıl oldu. Neredeyiz? Yapay zekayı katma değere dönüştürmek için henüz yolun başındayız. İş dünyası temkinli bir iyimserlik içinde denemeler yapıyor ama kısa vadede büyük bir etki göreceğimize henüz inanmıyoruz. Küresel şirketlerin de bizden pek farkı yok. Yoksa bu konuda öne geçme şansı önümüzde mi duruyor?

Bu ayın başında ülkemizdeki iş dünyasının buluştuğu farklı zirvelere katıldım. CEO dostların senelik değerlendirmeler yaparken yapay zekaya değinme yoğunluklarının katlandığını hissettim. 3 yıl önce yapay zekayı sadece bir ikimiz konuşurken, geçen yıl konuşmalar yapay zekanın potansiyeli ve makro önemine kaymıştı. Bu yıl ise tüm yöneticiler örneklerle şirketlerini nasıl değiştirmeye çalıştıklarını anlatmaya dikkat ettiler ve uyguladıkları çeşitli pilot projeler ve yaratıcı örnekleri paylaştılar.
Hâlâ sadece verimlilik
Duyduğum kullanım modellerinin hemen hepsi verimlilik uygulamalarına yönelik pilot uygulamalardı. Öğrenmek ve elleri kirletmek için gayet doğru bir yöntem. Anlatılan örnekler var olan süreçleri hızlandırmak ya da öngörmeyi içeren modellerle alakalıydı. Türkiye’de kurumların geliştirdiği, yapay zeka içeren ve oyun değiştirici etkisi olabilecek ürün ya da hizmet uygulamaları henüz yok. Yapay zeka teknolojisi geliştiren birçok start-up şirketi olsa da kurumsal şirketlerin geliştirdiği ürünlerde yapay zeka ile zenginleştirilmiş kullanım modeline rastlamadım. TÜSİAD’ın araştırmasına göre Türkiye’de süren yapay zeka projelerinin yarısı henüz pilot aşamasında. Aslında dünyada da benzer bir durum var. MIT’de yapılan uluslararası araştırma, çoğu projenin pilot seviyesinde kaldığını ve şirketlerin sadece yüzde 5’inin ölçeklenerek gerçek karlılığa ulaşabildiğini gösteriyor. Tüm bu veriler bana bir şeyin işaretini veriyor: Ürünü geliştiren insanlar henüz yapay zeka ile düşünmeye başlamadılar. Veriyi verimliliği artırmak dışında nasıl kullanacaklarına dair bir içgüdü de geliştirmediler. Oysa makine öğrenmesi de dahil yapay zekanın binbir şeklini sadece üç yıl değil, on beş yıldır kullanıyoruz.

Türkiye’de durum ne?
2025’in ilk çeyreğinde TÜSİAD’ın yaptırdığı bir araştırma Türkiye’deki şirketler açısından yapay zeka kullanım anahtarlarını veriyor. Buna göre yapay zeka uygulamalarının yüzde 50’si hâlâ pilot aşamada. Uygulamaya geçebilen şirketlerin oranı sadece yüzde 19. Yapay zekanın kullanım alanlarına bakarsak yüzde 27 ile operasyonel süreçler önde. Müşteri hizmetleri yüzde 20 ile ikinci, ardından yüzde 17 ile ürün/hizmet geliştirme geliyor. Şirketlerin yarısı yapay zekanın dönüştürücü etkisinin yüksek olacağını düşünüyor ve ciddi yatırım yapmayı planlıyor. Ama “Bu etkiyi ne zaman bekliyorsunuz?” diye sorunca, uzun vade diye niteleyebileceğim “3 ile 5 yıl arasında” yanıtı alınıyor. Değişimin özellikle çalışan verimliliği, otomasyon, müşteri deneyimi ve maliyet azaltma gibi son derece klasik alanlarda olacağı öngörülüyor. Yani yakın zamanda çok bir etki beklenmiyor.
Dünyada neler oluyor?
Küresel boyuta bakınca birçok açıdan Türkiye’deki tablonun benzer bir versiyonuna rastladığımızı söyleyebilirim. Küresel iş dünyasında yapay zekadan elde edilen kazanım verileri oldukça kafa karıştırıcı. Nisan 2025 McKinsey raporu kurumsal şirketlerin yüzde 90’ının yapay zeka kullanmaya başladığını ve yüzde 58’inin ciro artışı elde ettiğini, artışların çoğu yüzde 5’in altında kalsa da, az sayıda işletmenin ciroyu yüzde 10-20 arasında artırmayı başardığını söylüyordu. Bu rakamları radikal bir şeyler olmaya başladığının işareti olarak yorumladık. Derken temmuzda MIT’nin yaptığı araştırma yayınlandı. Kurumsal şirketlerin bugüne dek yapay zekaya 100 milyar dolar üzerinde yatırım yapmış olduğu düşünülüyor. Araştırma, şirketlerin sadece yüzde 5’inin kârlılık geri dönüşü alabildiğini belirtiyordu. Bu araştırma bize bugüne dek gösterilen çabanın oldukça sınırlı kaldığı ve şirketlerin hala öğrenme sürecinde olduğunu söylüyor.
McKinsey raporu genelde olumlu bir tablo çizerken, MIT araştırması daha negatif bir tablo veriyor. MIT’nin raporu özelikle kamuoyuyla paylaşılabilen ve pilot seviyesindeki kısa dönemli projeleri kapsıyor. Bana göre sonuçların böyle sönük çıkmasına bakarak yapay zekayı bir kenara itmek yerine rapordaki öğrenimleri ciddiye alarak neleri değiştirmek gerektiğini düşünmek gerekiyor.
Yapay zekayı bilen çalışan var mı?
Katıldığım zirvenin panelistlerinden biri tüm gruba bir soru sordu: “İşe alım kriterlerine yapay zeka yeteneklerini dahil edenler elini kaldırsın.” Topluluktaki hiçbir CEO ya da patron elini kaldırmadı. Bu bana birçok şey söyledi: Çoğu yapay zeka projesi büyük olasılıkla danışmanlar, iş ortakları ya da şirket içi teknik departmanlar tarafından yürütülüyor. Yapay zeka dışarıdan hazır satın alınan ek bir faaliyet gibi görülüyor ve günlük işleyiş içine henüz sokulmamış. Diğer olasılık tabii ki yöneticiler ve insan kaynakları departmanlarının konuyu önemser görünüp, aslında gerçek sonuçları henüz göremedikleri için YZ projelerini teknik departmana havale edip işe alma kriteri olarak kullanmamaları. “Olayı birileri çözsün, biz ondan sonra satın alırız” diye düşünüldüğünden korkuyorum. Oysa ben şu anki iş dünyasının en önemli sorunlarından birinin yapay zekayı kullanmayı bilen ve onunla bir ürün ya da servis yaratmış çalışan bulmak olduğunu düşünüyorum. Eğer şimdiden doğru veriyi toparlayabilen ve günlük hayatta veriyle ne yapacağını bilen insanlar yetiştirmezsek tabii ki geri kalacağız.
Ya yanılıyorsak? Kültür meselesi…
Araştırmalar iş dünyasının yapay zekanın 3-5 yıldan önce bir etkisi olmayacağına inandığını söylüyor. Bu konuda çok kötü yanılıyor olabiliriz. Yakın tarih teknolojilerin ne zaman geleceği hakkında yanılan sektörlerin cesetleriyle dolu. Bugünlerde Avrupa’nın Çin’e karşı can çekişen otomotiv sektörünü ilginç bir örnek olarak izliyoruz. Otomotiv bir sektörün yeni teknolojiler yüzünden coğrafik kaymasına iyi bir örnek.
Beklenen etki gerçekten üç yıl sonra gerçekleştiği zaman tüm rakipler yarışı başka bir kulvarda koşuyor olabilir. Sadece süreçleri değiştirmek yetmez. Şirket kültürünü, yeni iş modelleri ve teknolojileri devamlı kucaklayarak esnek bir biçime dönüştürmek gerekiyor. İçinden yeni fikir ve ürünlerin devamlı çıktığı ve “3 yıl nasılsa bir şey olmaz” diye değil, “Dünyada bu hizmeti veren ilk biz olalım, henüz kimse çözmemişken çözelim” heyecanına sahip liderler ve çalışanlarla gerçekleşecek bir dönüşümden bahsediyorum. Zaman kısa, gün bugün. Yola düşmek lazım. Belki bir konuda tüm dünyayla hazır aynı hızda giderken öne geçme şansını yakalayabiliriz!
Yapay zeka ile kârını artıran şirketlerin 7 ortak özelliği
- Odaklı kullanım modeli: Odaklı ve dar alanlı, ölçülebilir kullanım modelleri belirlenmiş.
- Süreç entegrasyonu: Yepyeni bir uygulama satın almak ya da süreç yaratmak yerine yapay zeka var olan süreçlere entegre edilmiş.
- Sürekli iyileştirme: Başarılı uygulamaların hepsinde kullanıcı geri beslemesi dikkate alınmış ve
sistem buna göre
düzeltilmiş. - Net sorumluluk: Son derece net ve ölçülebilir hedefler ve sorumluluk çizgileri belirlenmiş.
- İşbirlikleri: İş ortakları ile yürütülen sektöre spesifik uygulamalar daha başarılı olmuş.
- Küçük çaplı pilot uygulamalarla başlanıp daha sonra ölçekleme başarı getirmiş.
- Doğru veri: Başarı ancak verinin temiz, iyi yapılandırılmış ve bol olduğu durumlarda sağlanmış.
Ayşegül İldeniz, Oksijen Gazetesi, 26.09.2025





Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!