Doctor Knock Filmi Üzerinden Koçluk Bakış Açısı

Bir insanı “hasta olduğuna ikna edebilir misin?” Evet, bu mümkündür. O insandan topladığın argümanlarla, manüpilatif bir yaklaşımla, kelimeler ve telkinlerle bunu yapmak çok kolaydır, ne yazık ki… Eğer bu mümkünse, bunun tam tersi de mümkündür.

İşte Doctor Knock filminin bizdeki ilk çağrışımı bu oldu.

Film şöyle başlar: Hırslı Dr. Knock, hastaları nadir bulunan dürüst bir adam olan Dr. Parpalaid’in yerine geçmek üzere Saint-Maurice kırsalına gelir. Köylülerin sağlık durumu mükemmeldir. Selefinin kendisini kandırdığını anlayan Dr. Knock, herkesi sağlıklı bir insanın ne kadar hasta olduğunu bilmeyen biri olduğuna ikna etmeye çalışır. Sonuç olarak tüm köy yatağa girer, otel kliniğe dönüşür ve hatta köyüne geçici olarak dönen Dr. Parpalaid bile, Dr. Knock’ın “teşhisi” sonrasında sağlığı için o kadar endişelenir ki sonunda yatağa düşer. (Fakat bu son kısım, filmin daha önceki versiyonunda yer aldığı halde, yeni çekilen kısımda bulunmamaktadır- Kaynak: Wikipedia)

Filmdeki Ana Tema: “Bir insanı hasta olduğuna ikna etmek”

Doctor Knock’un hikâyesi, sağlıklı insanlara bile “aslında hasta olduklarına” inandırarak onları bir sisteme dahil etmesi üzerine kurulu. Bu, modern hayatın görünmez mesajlarıyla çok benzeşiyor: Reklamlar, sosyal medya, eğitim ve iş dünyası bize sürekli olarak “bir eksiğimiz, bir yetersizliğimiz var” duygusunu fısıldıyor. Yani, sisteme uyum sağlayabilmemiz için hasta olmamız şart gibi… Böyle mi aslında? Hayır!

Doctor Knock Filmi Üzerinden Koçluk Bakış Açısı

“Hastalık yoktur, hasta vardır” varsayımı üzerinden düşünürsek; hastalık için önce ona inandırılmamız gerekiyor. “hastalıklı fikirlere” o veya bu kanaldan yayılıyor ki, insanlar bunu satın almaya başladıklarında ne yazık ki, hastalık kaçınılmaz olarak kapıyı çalıyor.

Koçluk Perspektifi: Farkındalık ve Seçim Özgürlüğü

Koçluk sistemi, “geçmişteki hatıralara” dayalı yazılımı değiştirme, dönüştürmeye yönelik sorgulamayı içerir. Bu anlamda koçluğun amacı, bireyin sağlıklı düşünce kanallarını çalıştırması, doğru odak geliştirmesi, durumları sorgulaması ve güncel, sağlıklı bakış açıları geliştirmesini sağlamaktır.

Bir koç, danışanının önce “potansiyel gücü”ne inanır. Danışanına “ne eksik” sorusuyla değil, “sende zaten ne var ve bunu nasıl büyütebilirsin?” sorusuyla yaklaşır. Bu, filmdeki manipülatif yaklaşımın tam tersidir: Eksiklik üzerinden değil, kaynaklar üzerinden hareket eder.

Sistem ve Direnç: İknaya Karşı Farkındalık

Filmde insanlar filmin kahramanı Dr. Knock’a önce koşulsuz inanır, ikna olur, sonra sisteme direnmeye başlar. Koçluk bakış açsı çerçevesinde; kişi önce içinde bulunduğu kalıpların farkına varır, ardından “ben buna inanmak zorunda değilim” diyerek kendi özgün yolunu seçer. Sistem bize “hasta olduğumuzu” söylerken, koçluk bize “özgün ve özgür olduğumuzu” hatırlatır.

Ne kadar sorgulayan, bilincini kullanan, özgün fikirler üretebilen insansan, o kadar sağlıklı kalabilirsin cümlesini kurmak, “negatif telkinlere” karşı farkındalığın gücünü hatırlatacak bir mesaj olacaktır.

Mizahi Bir Çıkarım: “Hasta Değil, İnsansın”

Doctor Knock’un yarattığı mizah, aslında bugünün hız kültüründe de geçerli. Yorgun hissettiğimizde “tükenmişlik sendromu” teşhisi, kararsız olduğumuzda “karar verme bozukluğu”…

Bir insanı “etiketlemeye” başladığınızda, hele ki bu teşhisi bir doktor, bir otorite yapıyorsa, her birimiz ona inanma, bu doğrultuda “programla” eğilimi taşıyoruz.

Oysa ki, sadece insanız.

Koçluk,  Doctor Knock’da altı çizilen kara mizahı dönüştürür: “Hasta değilsin, gelişim yolculuğundasın.”

Koçluğun Sağaltıcı Gücü

Film bize, nasıl manipüle edilebileceğimizi gösterirken, koçluk bize manipülasyondan çıkış kapısını işaret eder. Koçluk, bireyin öz kaynaklarını fark edip kendi sağlığını, mutluluğunu ve başarısını tanımlamasına yardımcı olur.

Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için ABONE OL