Geleceğin Nesilleri, Geleceğin Becerileri
Ayşegül İldeniz, Oksijen Gazetesi
Oksijen gazetesi yazarı, Global teknoloji lideri ve işletme yöneticisi Ayşegül İldeniz’in 20 Aralık 2024 tarihli Oksijen Gazetesi’nde yazmış olduğu yazı, koçluk adına da çok değerli ipuçlarını içinde barındırıyor. Oksijen’deki teknoloji ve gelecek içerikli yazılarını ve “Ayşegül Işınla Bizi” kitabını özellikle okumanızı ( Storytel’de dinlemenizi) öneriyoruz.
*****
Yeni gelen dalgada Türkiye ne yapmalı?” yazı dizimin ikincisini gelecekte nasıl insanlara ihtiyaç duyulacağı konusuna adamak istedim. Yapay zekâ ve teknolojinin değiştirdiği gelecekle başa çıkacak gençleri nasıl bir gelecek bekliyor ve hangi becerilere ihtiyaç duyacaklar saptamasını bu hafta yapacağım. Sonraki yazımda da başkaları ne yapıyor ve biz ne yapmalıyız kısmına gireceğim.
Yüzyıl başında insanların yüzde 98’i tarım yapıyordu. Bugün yüzde 2’si tarımla uğraşıyor. 1960’lardaki mesleklerin yarısı artık yok. Bildiğimiz gerçek, dünyanın bizim gözlemleyebildiğimizin dışında ve ivmelenen bir hızla koştuğu. Öngörülemezlik katsayısı yapay zeka ve teknolojinin getireceği yeniliklerle artınca elimizdeki meslekler, bilgiler, deneyimler büyük olasılıkla anlamsız olacak. Ürettiğimiz çoğu hizmet ve ürünü makineler yaratmaya başladığında, biz insanların tam olarak ne yapacağı sorusu çoğu kişiyi irkiltiyor.
Gelecek meslekler için endişe etmek yerine bence değerli olan uzun vadede önemli olacak becerileri anlamak ve geliştirmek: Eleştirel düşünce, yaratıcılık, adaptasyon kabiliyeti, merak, empati ve duygusal zekâ, takım oyunculuğu ve dijital beceriler. Bu arada, bu yetenekleri güçlü bireylerin ben kendi deneyimimde her zaman başarılı, dengeli ve lider pozisyona gelebildiğini gördüm. Bu yüzden sadece gelecek üzerine değil, bence bugünün değişkenliğinde yalpalanan hepimiz için de geçerli olabilecek özelliklerden bahsediyorum!

Yeni neslin özellikleri:
- 18 farklı işte çalışacak
- Kendine özel içerik tüketmeye alışık
- Lider yok, herkes katılımcı lider
- Dijital
- Girişimci ruhlu
İhtiyaç duyacağı beceriler:
- Adaptasyon yeteneği
- Merak
- Yaratıcılık
- Empati ve takım oyunculuğu
Kamp ateşi çocukları, Alfa!
Gelecek neslin çocukları kariyerleri boyunca ortalama 18 farklı işte çalışacaklar. Yani birkaç yılda bir iş değiştirecekler. Bugün Silikon Vadisi’nde bir iş yerinde çalışma süresi bazı şirketlerde 1.5 yıla düştü. Bu 18 rakamı klasik ekonomiler için son derece sarsıcı bir rakam olabilir. Bu yüzden yeniden ve yeniden öğrenmeye alışkın, öğrenmekten korkmayan bir jenerasyon olacaklar. Kendilerini hiç durmadan yeniden keşfetmeleri ve kendilerini neyin özel kıldığını bulmaları gerekecek.
Şimdiki jenerasyona kamp ateşi çocukları diyoruz. Buradaki kamp ateşi aslında ekranlardan gelen mavi ışığın pırıltısı. Bu çocuklar ekranların ardında oturan, dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan ve kendine özgü zevkler etrafında birleşmiş, büyük olasılıkla da oyun peşinde toplanmaya alışkın, sadece oyun oynamayan, dertlerini, düşüncelerini mavi ekranlarda paylaşmaya alışık ve kendi odalarında otururken izole görünen ama aslında çok karmaşık ve örgün bir dünya yaratmış çocuklar.
Kendine dönük, kendine özel
Paylaşıma, yardımlaşmaya açıklar. Pandeminin korkunçluğunu ekran ardındaki dostlarıyla odalarında yaşadılar. Oldukça duygusallar. Gerçek dünyanın etkileşimde olmadıkları insanlarıyla dolu ve kendilerine benzemeyen agresif, hırslı, sert yapısından uzak büyüdüler. Ana babalarının koruması altında, sadece sevdikleri dostlarının güvenine sığınmayı seçtiler. Bu arada sadece kendi zevklerine göre içerik tüketmeye, hatta yaratmaya alıştılar. Yapay zeka ile bu hiper-kişiselleşme sürüyor. Özetle bu nesil genelde kendilerine dönük yaşamaya alışık.
İleride, tekrar eden ve çok mantık yürütme gerektirmeyen işleri yapay zekaya devrederek yaratıcı/lider rolü üstlenen insanlar olacağımız bir geleceğe yürümek gerekecek
Daha doğmamış nesil
2025’ten itibaren doğacak çocuklara Beta jenerasyonu denecek. Büyük olasılıkla malı mülkü, arabası olmayacak, hiç sınavlara girmek zorunda olmayacak, dikkat alanı çok kısıtlı, sağlığına çok düşkün ve ona göre tüketen bir jenerasyon olacaklar. Öyle bir dünya içinde yaşayacaklar ki oynak kelimesi doğru kelime mi kestiremiyorum. Hiç durmadan değişen, çerçeve ve kerterizin çok da belirli olmadığı, her gün yeni bir teknolojik sıçramayla mihenk taşlarının değiştiği bir dünyaya doğuyor olacaklar. Bu çocukların devamlı hiç karşılaşmadıkları durumlara adapte olmaları gerekecek. Girişimcilik ruhlarını kullanmaya sonsuz olanak bulunacak çünkü ellerinde bugüne dek hiçbirimizde olmayan gereçler, yani yapay zeka ile donanımlı bir teknoloji altyapısı olacak.
Çok güçlü bir öngörü yeteneğine sahip olacaklar. Bizler öngörüyü içgüdü dediğimiz şeyle binlerce yıldır geliştirmişken, yeni nesil ellerindeki teknolojiyle öngörü geliştirmeye alışık olacak. Yani geleceği ve olacakları çok daha hızlı ve kolay tahmin edecekler.
Yapay zekâ ve teknoloji ortamında büyüyen bu iki jenerasyonda en ana ve ortak becerinin adaptasyon yeteneği olacağı şüphesiz. Darwin’in doğanın kanunu “Survival of the fittest” cümlesini Türkçeye “Güçlü olan hayatta kalır” diye çeviriyoruz. Halbuki güçlü değil, uyum sağlayabilen hayatta kalır diye çevirmemiz gerekiyor. Eskiden fit kelimesi belki de fiziksel güç ile açıklanıyordu. Ama gelecekte fit kelimesinin tanımı beyinsel çeviklik ve adaptasyon kabiliyeti, yani bu gelen dalga içinde hangi yetenek ve becerileri kullanmak gerektiğini görüp onlarla kendimizi donatabilmemizle orantılı olacak.
Gelecekte insanlar ne yapıyor olacak?
“İnsana özgü beceriler olan soyutlama ve karar alma becerileri, gelecekte makinelerle ilişkimizin köşe taşları olacaklar.” François Chollet.
İleride, tekrar eden ve çok mantık yürütme gerektirmeyen işleri yapay zekaya devrederek yaratıcı/lider rolü üstlenen insanlar olacağımız bir geleceğe yürümek gerekecek. Bir üretim ortamında (örneğin bir fabrika) süreçler ve çıktı beklentileri yeterince tanımlıysa işlerin çoğunu makineler yapabilir. Ama bu ortamdaki süreçleri gözlemleyen ustabaşılar ve mühendislerin işi olan iyileştirme sağlamak, daha verimli, daha kolay, daha ucuz sistemler kurmanın bir kısmını makinelerin, bir kısmını da insanların yapması gerekecek. Bu durumda makineye en zor soruları soranların insanlar olması gerekecek.
NVIDIA’nın kurucusu Jensen: “Her mühendisin yapay zeka mühendisi olması gerekecek. Yapay zeka kullanabilen kişiler işinizi kapacak. Bu yüzden mühendislerimizin en verimli, etkili ve önemli şeyleri üretebilen kişiler olması gerekiyor.”
Bir liderin işi nedir?
Sistemdeki sorunları saptamak, düzeltmeler yapmak, insanları yönetmek ve çalışanları doğru ve kendi yeteneklerindeki işlere göre atamak. Karar vermek, hüküm vermek, büyük resmi görüp ona göre hızlı fikir üretip pozisyon almak. Makinelerle olan ilişkimizi düzenlemeye yardımcı olacak bu yetenekler pek de klasik lider özellikleri gibi duyuluyor değil mi? Oysa biliyoruz ki bu yetenek sadece nüfusun küçük bir kısmında mevcut. Bu becerileri nüfusun çoğunluğunda hiyerarşik düzenler içinde değil tam tersi katılımcı liderlik aracılığıyla geliştirmeye nasıl destek olacağımızı düşünmemiz gerekiyor.
Yeni neslin teknolojiye aşırı bağımlı olduğunu ve bu durumun insani bağ kurma becerilerini zayıflatabileceğini savunanlar da var. Bu bağlamda, bu neslin “insanı anlamak” konusunda bilinçli bir çabaya ihtiyaç duyacağı öngörülüyor. Birlikte yaratım, takım oyunculuğu ne kadar ön plandaysa insanı anlama çabası da o kadar önemli olacak.
Peki biz ne yapalım?
Daha hızlı, daha bilinmez bir dünyada bilgi değil insani yeteneklerin daha öne çıkacağını, yaşam tecrübesinin çok daha önemli olacağını söylüyorum. Benim bu bahsettiğim özellikleri edinmek için önerdiğim ve kendimde de kullandığım formül açık. Bunu sadece yarının gençlerinin değil, hepimizin uygulaması gerektiğini düşünüyorum.
İnsanları ve kendimizi anlamak için bir an önce insanların arasına karışacağımız işlere girelim. Yani köşedeki kahvede baristalık yapalım, gönüllü yardım kuruluşunda yaşantısı bizim gibi olmayan insanların yaşam mücadelesinin parçası olalım, çözümler geliştirelim. Çantamızı alıp Anadolu’nun görmediğimiz yerlerini gezerek yepyeni yaşamları anlayalım ve tanıyalım. Başka kültürlerden insanların perspektifini öğrenelim, kitap okuyalım. Yarının işlerini yanımıza bize benzemeyen paydaşlar alarak kurmaya çalışalım, riskli ve global düşünmek ne demek onu deneyimleyelim. Prompt yazmaktan daha değerli olacak tüm bu özellikleri teknoloji kullanarak deneyimleyelim.
Dalganın boyu ne kadar kocaman olursa olsun ayakta kalmamıza destek olacak bu becerileri edinmeye çabalayalım. Yaşamı, aynı yolda yürümek zorunda kaldığımız bir çerçeve gibi değil, rengarenk ve farklı tarlalara açılan bir deneyim macerası gibi görmeye çalışalım. Ancak o zaman içimizdeki becerileri keşfedebiliriz diye düşünüyorum. Gelecek haftalarda diğer ülkeler ne yapıyor ve biz ne yapmalıyızı anlatacağım!
Bağlantılar:
https://www.storytel.com/tr/books/ay%C5%9Feg%C3%BCl-i%C5%9F%C4%B1nla-bizi-4138778





Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!