İyileşmek ya da Sağlığını Korumak İsteyenlerin 7 Anahtarı

Gabor Mate

 ***

Gabor Mate, doktorluk hayatı boyunca uyuşturucu bağımlıları, AİDS hastaları ve zihinsel engellilerle çalışmıştır. Çok satan listelerine giren 20 dile çevrilen dört kitap yazmıştır. Aşağıdaki yazı, “Vücudunuz Hayır Diyorsa-Duygusal Stresin Bedelleri-“ adlı kitabından alınmıştır.

İyileşmenin 7 anahtarının peşine düşmek duygusal yeterliğimizi geliştirmemize yardımcı olacaktır. Bu yedi anahtar:

1.Kabul

2.Farkındalık

3.Öfke

4.Özerklik

5.Bağlılık

6.Kendini ortaya koymak

7.Olumlama

Biz bu bölümde 3 bölüme; Kabul, Farkındalık ve Öfke hakkındaki bölüme odaklanacağız.

İyileşmek ya da Sağlığını Korumak İsteyenlerin 7 Anahtarı

1.Kabul: Kabul, olayları olduğu gibi tanımak ve kabul etmek konusundaki istekliliktir. Negatif düşüncenin, geleceğe yaklaşımımızı belirlemesine müsaade etmeden, kavrayışımızı bilgilendirmesine izin verme yürekliliğidir. Kabul, bizi rahatsız eden koşulların devamına boyun eğip katlanmayı değil, olayların şu anki olagelme biçiminin inkarını reddetmeyi gerektirir. Tam ve bütün olabilecek kadar değerli ve iyi olmadığımıza dair derinlerde beslediğimiz inanca karşı çıkar.

Kabul; ayrıca kişinin kendisiyle, şefkatli bir ilişki içinde olduğunu gösterir. Görmüş olduğumuz üzere, dış dünya ile ilişkimizde fazlasıyla damgasını vuran çifte standardın ortadan kaldırılması anlamına gelir.

2.Farkındalık: İyileşmek ya da sağlığını korumak isteyen herkesin duygusal realitesini tanımak konusunda kaybettiği beceriyi yeniden öğrenmesi gerekmektedir.

Ağzınızdan çıkan cümlelerle o anda hissettiğiniz paralel mi? Yoksa söylediğinizin aksini hissederken, duygularınızı gizliyor musunuz?

Hayvanlar ve çocuklar gerçek duygusal işaretleri fark etmek konusunda son derece yeteneklidir. Dilsel beceriler edindikçe bir yeteneği kaybediyorsak, bunun tek sebebi yakın çevremizdeki dünyadan karmaşık mesajlar almamızdır. Duyduğumuz laflar bize bir şey söylerken, duygusal veriler başka bir şey söylemektedir. Bu ikisi çakışırsa, kişi bastırılmış olur.

Farkındalığımızı geliştirmek içinpratik yapmamız, ruhsal durumumuzu sürekli dikkatle izlememiz ve bu içsel algılara, sözlerin -kendimizin veya bir başkasının- taşıdığı anlamdan daha çok güvenmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Ses tonu nasıl? Tınısı nasıl? Gözleri kısık mı, açık mı? Rahat mı, yoksa gergin bir şekilde mi gülümsüyor? Kendimizi nasıl hissediyoruz? Neremizde hissediyoruz?

Farkındalık aynı zamanda, vücudun verdiği stres sinayallerini, zihnimizin gözden kaçırdığı ipuçlarını vücudumuzun bize nasıl ilettiğini öğrenmek anlamına da gelmektedir. Hem insanlar hem hayvanlar üzerine yapılan çalışmalarda, strese karşı vücudun verdiği fizyolojik tepkilerin, organizmanın gerçekte ne yaşadığına dair bilinç düzeyindeki farkındalıktan ceya gözlemlenen davranıştan çok daha isabetli bir kıstas sunulduğu görünmüştür.

3.Öfke: Bir Woddy Allen filminde karakterlerden biri “Ben hiç öfkelenmem” diyordu, “onun yerine vücudumda tümör yaratırım.”Bu kitap boyunca, “kanser hastaları üzerinde yapılan bir çok araştırmada bu komik lafın gerçeğe dönüştüğünü gördük. Ayrıca, öfkenin bastırılmasının, organizma üzerindeki fizyolojik stresi arttırdığı için, hastalıklar konusunda temel bir risk faktörü olduğunu da gördük.

Üstelik öfkenin bastırılması, hastalıklara zemin oluşturmakla kalmamaktadırİ öfkenin açığa vurulmasının iyileşmeyi desteklediği veya en azından, hayatta kalma süresinin uzattığını kanıtlamıştır. Örneğin hekimlerine karşı öfkelerini gösterebilen kanser hastaları, sessiz kalan benzerlerine oranla daha uzun yaşamıştır. Hayvanlar üzerine yapılan deneylerde, öfkenin dışavurumunun, fizyolojik bakımdan, bastırılmasından daha az stres yarattığı tespit edilmiştir. Aynı kafese konduklarında kavga eden farelerle, daha uysal hayvanlara oranla tümörlerin daha yavaş büyüdüğü gözlenmiştir.

Öfkenin bastırılmasının olumsuz sonuçları olabilir, fakat başkalarına zarar verecekse yine de öfkenin dışa vurulmasını teşvik etmeli miyiz?

Öfkesinin dışa vurulması da, bastırılması da zarar veriyorsa, sağlığı ve şifayı nasıl elde etmeyi umuyoruz?

Öfkenin bastırılması da, kontrolsüz biçimde öfkeyle hareket etmek de, hastaların kökeninde yatan anormal duygu salınımlarına örnek oluşturmaktadır. Bastırılmada, sorun öfkenin içeriden atılamaması ise, atılması da kontrolsüz veya aşırı salınım biçimnde tezahür eden aynı oranda anormal bir dışavurum demektir. Birbirine zıtmış gibi görünen bu iki başa çıkma deneyimi hakkında Torontolu bir hekim ve psikiyatrist olan Allen Kalpin ile çok ilginç bir konuşmamız olmuştu. Kalpin hem bastırmanın hem de hiddetin sahici öfke deneyimleri yaşama korkusunu temsil ettiğini vurgulamıştır.

Sağlıklı öfke diyor Kalpin, bir güç ve bir gevşeme sağlar. Gerçek öfke deneyimi “patlamadan gerçekleşen fizyolojik bir deneyimdir. Bu deneyim sistem içerisinde aniden kabaran bir güç dalgasının yanı sıra bir saldırma seferberliği içindedir. Eş anlamlı olarak, kaygıların tamamen ortadan kaybolması da söz konusudur.

Sağlıklı öfke yaşamaya başladığınızda dramatik bir şey göstermezsiniz. Görüp göreceğiniz, tüm kasların gerginliğinde yaşayan bir azalmadır. Ağız daha geniş açılır, çünkü çene kemikleri gevşer; sesin perdesi alçalır, çünkü ses telleri de gevşer. Omuzlar düşer ve kaslardaki gerginliğin ortadan kaybolduğuna dair işaretleri görürsünüz.

Öfke için düşmanca patlamalar gerekmez. Bu, her şeyden önce, yaşanması gereken fizyolojik bir süreçtir. İkincisi, bilişsel bir değeri vardır-temel bir bilgi sunar insana. Öfke her şeyden kopuk bir halde tek başına var olmadığından, içimde bir kızgınlık hissediyorsam, bunun beslediğim bir algıya cevaben ortaya çıkmış olması gerekir. Şahsi bir münasebette yaşanan bir kayıp veya kayıp tehdidi karşısında oluşabileceği gibi, sınırlarımıza yönelik gerçek veya tehdit olarak algılanan bir saldırıya işaret ediyor da olabilir. Kendime, öfkemi yaşama veya kızgınlığımı tetiklemiş olabilecek şeyi enine boyuna düşünme imkanı verirsem, kimseye zararım dokunmadan muazzam bir güce erişebilirim. Koşullara bağlı olarak öfkemi bir biçimde dışa vurmayı veya serbest bırakıp salıvermeyi seçebilirim. Burada kilit nokta öfke deneyimini bastırmamış olmamdır. Kızgınlığımı gerekli sözler veya hareketlerle sergilemeyi tercih edebilirim, fakat kontrolsüz bir celallenme biçiminde köpürüp patlamam gerekmez. Sağlıklı öfkede; dizginlenemeyen duygular değil, kişinin kendisi sorumlu olmayı sürdürür.

“Öfke, Tabiat Ana’nın bizlere küçük bir çocukken verdiği, hakkımızı savunup Ben önemliyim, deme enerjisisdir,” diyor terapist Joan Peterson. “Sağlıklı öfke enerjisi ile yaratıcı duygusal ve fiziksel şiddet enerjisi arasındaki fark, öfkenin sınırlara saygı gösteriyor olmasıdır. Kendi hakkımızı savunmak kimsenin sınırlarına tecavüz etmez.”

*Kaynak: “Vücudumuz Hayır Diyorsa”, Gabor Mate, İletişim yayınları

Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için ABONE OL