Kurumlarda Psikolojik Güvenlik

ICF Türkiye’nin “İŞ’TE KOÇLUK – GELECEĞİN DÜNYASINDA LİDERLİK VE KOÇLUK” teması ile gerçekleştirdiği konferans dizisi, iki gün boyunca dolu dolu geçen yılın koçluk etkinliği oldu.

Kurumlarda koçluk yaklaşımının önemli bir değer ve yöntem olduğunu bir kez daha hafızalara kazıdı. ICF’in bu değerli organizasyonunda gönüllü olarak emek veren, katkı sağlayan değerli meslektaşlarımıza teşekkür ediyoruz.

Bu konferanslarda dikkat çeken konulardan biri, “Kurumsal ve Akademik Perspektiften Psikolojik Güvenlik” konusuydu. Bu konferansın katılımcıları, Klinik Psikolog-Öğretim üyesi Hanna Scherler ve Eğitim Danışmanı Ateş Ataseven çok değerli bilgilerini paylaştılar. Ataseven, kurumsal perspektiften bakış açısı geliştirirken, Scherler akademik perspektiften konuyu ele aldı. Bu konferans gerçekten de değerli bilgileri içinde barındırıyordu. Bu nedenle spontan gelişen konuşmayı dile geldiği gibi aktarmayı tercih ettik.

Psikolojik güvenliği nasıl tanımlayabiliriz?

Çalışanların kurumlarda fikirlerini düşüncelerini yönetici ya da iş arkadaşları tarafından yargılan çekinmeden, inisiyatif almaları gerektiği yerde inisiyatif almaktan korkmadan, bu davranışları gerçekleştirebilecekleri bir ortam olarak tanımlayabiliriz.

Psikolojik güvenlik, insanın psikolojik olarak kendini güvensiz hissettiği yerleri içsel bir çalışma yaparak ve bunu bir fırsat olarak değerlendirerek, bu güvenlik sağlanmasa da bunu kendilerine sağlayacakları bir varoluştur.

Kurumlarda Psikolojik Güvenlik

Psikolojik Güvenlik neden önemlidir?

Her şey zıddıyla beraber var. Bunun psikolojik güvenlikle alakası ne? Benim sosyal yazılım olarak dile getirdiğim olguya göre, belirgin olan nedir; fiziksel boyutta yaşamak, haz olmak. Duygusal boyutta kabul görmek, onaylanmak, kapsanmak, istenmek. Onun üstündeki özsaygı ihtiyacı; başarılı olmak, yetkin hissetmek. Bir şeylerin üstesinden gelmek. Onun üstünde de kendini gerçekleştirme ihtiyacında, hayatın anlamlı ve amaçlı olması. Bunlar niye belirgin? Sosyal yazılım olarak öğrendiğimiz ve içselleştirdiğimiz havuçlar olarak önümüze koyuluyor. Gel gör ki, hayatın fiziksel boyutunda sağlık olduğu kadar hastalık da var. Haz olduğu kadar acı da var. Yaşamın duygusal boyutunda, aidiyet, sevilmek, istenmek, onaylanmak kadar reddedilmek, yalnız kalmak, onaylanmamak, eleştirilmek, yargılanmak da de var. Diğer boyutta öz saygı, güçlü, başarılı olmak kadar, kendini yetersiz hissetmek, başarısız hissetmek, öz saygının yerlerde olması da var. Hayatımızın anlamlı ve amaçlı olması kadar, zaman zaman hayatımızda amaç ve anlam kaybı da olabilir. Biz eğer, bu bir boyutsa, biz bu boyutun bir ucunu sosyal yazılım doğrultusunda kafamızda belirginleştiriyorsak, budur önemli olan diyorsak, esası kaçırıyoruz. Esas nedir? Bu boyutun olumsuz ucuyla beraber, bütünlüktür esas. Varoluş alanımızda barındırdığımız kaynağın tamamına vakıf olmak. Tamamı içerisinde, ihtiyacımız doğrultusunda, herhangi bir noktada olabilme esnekliğini kazanabilmektir esas olan.

Psikolojik güvenlik neden önemli? Ben kendimi sosyal yazılım doğrultusunda ne kadar boyutların bir ucunda konumlandırırsam, güvensiz hissetmek doğrultusunda o kadar bilet satın almış oluyorum. Aslında kendimi sağlıklı, haz alan, başarılı, yeterli, yetkin, anlam ve amaç peşinde bir insan olarak konumlama peşinde ne kadar tanımlarsam, orada olmaya ne kadar zorlarsam; bunun kutbu olan ve hayatım boyunca asla kaçınamayacağım. Hepimiz hastalıktan nasipleniriz. Hepimiz acıdan nasipleniriz. Yalnızlıktan, sevilmemekten, eleştirilmekten, yargılanmaktan nasibimizi alırız. Hepimiz başarısızlık, yetersizlik, güçlük yaşamalıyız da bence. Hepimiz zaman zaman hayatın anlamını ve amacını yitirmeliyiz ki, yerine eskilerini kapsayıp aşan yenilerini kurgulayabilelim. Biz ne kadar kendimizi kutbun bir ucunda konumlandırma çabası içine sokarsak, o kadar güvensiz olmaya mahkumuz. Ne kadar iyi, sorumluluk sahibi bir kurum sahibi olursak olalım, her kurum bütünün bir parçasıdır.

Bütün, var olduğunu söylediğim kutupların hepsini barındıran bir alandır diye düşünürsek, her işyerinde beni onaylayacak insanlar olduğu gibi, onaylamayanlar da olacaktır.

Benimle olmak isteyen, beni kapsayan insanlar olduğu gibi, benden uzak duran, beni reddeden, yargılayan insanlar da olacak. Bazı durumlarda kendimi yetkin hissedeceğim gibi, bazı durumlarda da başarısız ve yetkin olmayan, başarısız hissedeceğim kendimi. Bu başka türlü olamaz.

Ben belirgin olanın peşine takılmak yerine, esasın, yani bütünün içinde kendimi konumlandırabilirsem, bu iki uç arasındaki herhangi bir noktada durumun icap ettiği ihtiyacı karşılamak üzere esnekliğe geçebilirsem, her daim güvendeyim.

Çünkü neyin peşinde koşarsam, onun diğer tarafındaki uç benim için tehditkar olacaktır. Tehdit barındırdığı sürece hayatımda her daim güvensiz hissetmeye de mahkum etmiş oluyorum kendimi zaten.

Kurumsal perspektiften bakıldığında Psikolojik güvenlik:

Çok yoğun kaygılı yöneticiler, çok kaygılı çalışanlar görüyorum. Kaygılar daha çok belirgin olanlara yönelik olduğunu görüyorum. Delege edememeyi görüyorum. Sorumluluk verememeyi görüyorum. İşe giriş çıkış oranının fazla olması, yetenekleri elde tutamamayı görüyorum. Bunun enflasyonist sebeplerini değil duygusal ve davranışsal sebeplerini ifade etmek isterim bu konuda. Bir sürü toplantı yapıldığını, hatta toplantıların toplantılarının yapıldığını görüyorum. O toplantıda başlarına bir şey gelmesi endişesinden dolayı toplantının toplantısının toplantısını yapacak kadar verimsizlik de görüyorum. Kendisine güvenmeyen, başkasına güvenen bir sürü insanla tanışıyorum.

Kurumsal tarafta, yöneticiler, ağızdan çıkanlarla yapılanlar arasında psikolojik güvenlik adına tutarsızlıklar deneyimliyorlar. Bazı yöneticiler kendi yaşadığı başarısızlıkları anlatıyorlar çalışanlarına. Bak ben buradan ne öğrendim, nasıl dersler çıkardım gibi ilham verici şeyler anlatıyorlar. Fakat sonra çalışanların en küçücük mikro hatalar yapmasına izin vermeyecek kadar onları yakın markaja alıyorlar. Mikro yönetimler yapıyorlar. Nerdeyse atacağı her adımda onay alarak hareket etmesini sağlamak gibi tutarlılıkta bir kayma görüyorum ben. Yeni nesli çok iyi anladığını iddia edenler var; ancak ne giyimiyle, ne davranışlarıyla buna uyumlanmayan yöneticiler görüyorum. Dolayısıyla psikolojik güvenlik söz konusu olduğunda, eylemle söylemin tutarsızlığı ciddi bedellere yol açıyor. Ne oluyor mesela bu yöneticinin hayatında? Bir kere kendisi mikro yönetim yaparak, birlikte çalıştığı insanlara güvenmeyerek, kendi iş ve özel hayat dengesini alt üst ediyor. Çok fazla yöneticinin iş-özel hayat dengesinin alt üst olduğunu görüyorum ve bu bozulan denge için kendi seçimlerini ya da kararlarını değil de, başkalarını suçlama eğilimlerini görüyorum.

Akademik perspektiften “Psikolojik Güvenlik” nasıl sağlanır?

Koçlukla bağdaştırarak şöyle bir soru ne olabilir? Örneğin psikolojik olarak güvensiz hissettiğini söyleyen birisine sorulacak soru şu olur: Psikolojik güvensiz hissetmende sence senin nasıl payın olabilir?  Senin payın var mı, bile değil, çünkü var; sence senin payın ne olabilir?

Bu soruyla karşılaşan birçok kişinin kendi payının olmadığı ve suçu hep başkalarında bulmak olası bir cevap. Çünkü böyle yetiştiriliyoruz, böyle öğreniyoruz. Diğer ikinci soru; psikolojik güvensiz hissetmene neden olan nedir? Ne olsaydı, sen farklı hissedecektin?

Başkasından sana nasıl davranılmasını istiyorsan, önce sen, kendine ve başkasına o şekilde davranmalısın. Nasıl bir davranış istiyorsam onu ben ortaya koymalıyım. Şunu yaparsam, başıma şöyle bir şey gelmesinden çekiniyorum demek… Her insanı her sabah yataktan kaldırıp işine götüren hayat anlamı ve amacı vardır. Hayat anlam ve amacımı belirgin bir nedene mi bağlamışım, yoksa esasa mı endekslemişim; önce onun ayırdına varmam lazım. Çok basite indirgeyerek söyleyeyim; bu işyerinde çok mutsuzum, bu, bu, bu sebepten dolayı… Ama ayrılırsam, ya iş bulamazsam, ya uzun bir süre ailemin bütçesine katkıda bulunamazsam gibi, mutsuz olduğum bir yerde çalışmaya devam ediyorum. Burada benim hayat amacım belirginde, esasta değil…

Benim gördüğüm, çalışanların çoğu, psikolojik güvensiz hissediyorsa kendilerini, yataktan kalkacak anlamı bulamıyorlarsa, evet işe gidiyorlar; fakat gerçek potansiyellerini, gerçek kapasitelerini göstermek yerine, bunun belki de yüzde onu-yirmisi-otuzuyla iş yapıyorlar. Bu belki o anlık işi yapmaya yetiyor, fakat sürdürülebilir bir verimi, sürdürülebilir bir esenliği sağlamıyor bu… Psikolojik güvenliğin olmadığı pek çok yerde, günün sonunda kaybolan en kritik konu gelir oluyor. Dolaylı olarak bilançolara etki ettiğini düşünüyorum bu kavramın. Kısa vadede belki yansımıyordur, ancak uzun vadede etki ettiğini düşünüyorum. Tam bu noktada bence koçluk o kadar güzel bir alanı dolduruyor ki… Çünkü çalışanların o anlamı bulma, kendileriyle ilgili adımları atma konusunda koçluk harika bir rehberlik harika bir ışık tutucu bir görevi üstleniyor diye düşünüyorum.

Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için ABONE OL